Türkiye tarihini Rusyasız, Rusya tarihini de Türkiyesiz anlamak zordur. Bu iki ülke yüzyıllar boyunca neredeyse aynı yollardan geçmiş, benzer seferler kazanmış ve benzer trajediler yaşamıştır.

Bizans surları yakınlarında ilk Rusların ve Türklerin ortaya çıkması birbirine çok yakın tarihlerdedir. IX. yy da Anadolu’da Bizans’a karşı Türk kökenli birliklerin savaşlarından kısa süre sonra, 907 yılında Kiev Prensi Oleg ordularına ilk hedef olarak Çarkent (Tsargrad) dediği İstanbul’u göstermiştir.

Kiev Rusyası’nın ve Selçukluların gelişimi ve zayıflama süreci sanki birbirini bir aynadan yansıtıyor gibidir. Bölünen Rus prensliklerinin ve Türk beyliklerinin geçtiği yollar da benzerdir.

Moskova Rusya’sının ve Osmanlı Beyliği’nin güçlü birer imparatorluğa dönüşmesinde de şaşırtıcı benzerlikler yok mudur? Tıpkı bu iki Avrasya imparatorluğunun sonraki gelişim süreci içinde dünya topraklarının önemli bölümünü fethetmesi ve Birinci dünya savaşından sonra batışı gibi.

Biz Türkler ve Ruslar birbirimize çok benziyoruz. Ve bu benzerliğin kökleri büyük ölçüde tarihimize yatıyor.

Slavlar

Bugünkü Rusya topraklarında Taş Devri’nden bu yana bir dizi uygarlık yaşamıştır. Tarihi kaynaklar, M.Ö VII. yy ile M.S IX. yy arasında Kimmerler, İskitler, Sarmatlar, Antlar ve başka halkların buralarda yerleşik olduklarını ortaya koyuyor.

Rusların kökleri Slav ailesine dayanır. Bu aile, Doğu Slavları (Ruslar, Ukraynalılar, Belaruslar), Batı Slavları (Polonyalılar, Çekler, Slovaklar vs.) ve Güney Slavlar (Bulgarlar, Sırplar, Hırvatlar, Slovenler, Makedonyalılar vs.) olarak kendi arasında üçe ayrılır.

Bunlar dilleri bakımından Hind-Avrupa halklarıdır. Pek çok tarihçeye göre Slavların kökeni, M.Ö II. Bin yılın ortalarına, Orta ve Doğu Avrupa’ya dayanır. Bunlar daha sonra Güney’e (Balkanlar’a), Doğu’ya (Dnepr Nehri civarına) ve Kuzey’e doğru yayılmıştır.